Bir Vegandan Sattvik Vegan Beslenmenin İnsan Psikolojisine Etkisi

Yazar: Nazlı Günaydın
 
Gün geçtikçe insanların toplumun ortak faydası yönünde adım atmak yerine ben merkezli düşünce yapısından vazgeçemeyişi kitleleri etkilemeye başladı. İnsanların yaşama dair inançlarının azaldığını, içlerindeki saf ışığın en ufak pırıltılarını bile göremez hale geldiklerini hissediyoruz. Gece uyumak dışında gözlerini kapatmayı ve düş görmeyi unutup, kendi yarattıkları küçük bahçelerinde "hepsi benim olmalı" oyununu sorgusuz sualsiz oynar hale gelmişler.
 
EGO’yu Neden Besledik?
 
Tüketim çılgınlığı, maddeye olan tutku, olanı olduğu gibi görmek ve bilmediğini araştırmak yerine sürekli varsayım yapan bir düşünce yapısıyla evrilmek, insanların aldığı hedefe odaklı eğitimin sonuçlarıyla her gün çarpışmasına yol açtı. Çocukluğumuzdan beri sürekli bir yarışma içine sokuluyor, kazanma, elde etme, sonuca varma üzerine eğitiliyoruz. Halbuki hedefe değil yolculuğa odaklı bir düşünce yapısı insan için daha tatmin edicidir.

İnsanın varılacak bir hedefin olmadığını anlaması, yolculuğunu sürdürürken yolda karşılaşacağı herşeyden pek çok ders, keyif alarak ilerlemesi ve an’ın içinde olması şüphesiz onu en çok düşünmeye sevk edecek ve ufkunu genişletecek şeylerden biridir.
 
Kişinin üniversiteyi bitirdiğinde öğrenecek, okuyacak şeylerin de bitmiş olduğunu düşünmesi ilerlemeyi engelleyen faktörlerden biridir. Oysa ki öğrenecek şeyler hayat boyu bitmez. Kendini bilge görmek, diğer insanları kendi deneyimlerine dayalı bakış açısı ile yargılamak egonun yükselmesine fırsat verdiği gibi olanı olduğu gibi görme yolunda da bir engeldir.
 
Bunun gibi bir çok etken insanı öylesine çevreler duruma geldi ki, toplumun kurallarına uyum sağlamaya çalışırken bir yandan trafik, çevre kirliliği, sağlıksız beslenmenin sonucunda ortaya çıkan hastalıklarla sürekli savaşır durumda oldu. Tüm bunlarla meşgulken, olmasını istedikleri şeyler için harcayacak enerjileri yok. Şey’leri oldurmak yerine kendiliğinden olmasını beklemeye alışmışlar. Burada “kısmetse olur, değilse uğraşmak asla çözüm getirmez” gibi yanlış bir inanç söz konusu geliştirmiş oldular.
 
İnsanın gerçek potansiyeline ulaşmasında çevre faktörü de önemli engellerden biridir. Birlikte vakit harcanan kişiler farkında olmadan kişinin düşünce biçiminde aşamalı değişiklikler meydana getirir. Çevremizdeki insanların çoğu aynı ortamda birlikte vakit geçiriyor olmanın verdiği mecburiyetten oluşur. Bunlar genellikle okul ya da iş arkadaşlarımız olur. Kişisel gelişim yolunda bizi sürekli ileriye taşıyacak insanları hayatımıza katmak, karşılıklı birbirine yakın bilinç seviyesinde alışverişin mümkün olmadığı kişileri hayatımızdan dışarı atmak başarıya giden yolda oldukça güzel bir adımdır.
 
Neden etraftakilerle yetinmek yerine ilgi duyduğumuz alanlarda araştırma yapıp okuyup yazarak benzer insanları kendimize çekmiyoruz?

Yeniden Başlamak
 
Bugünlerde herşey eskisi gibi olsa da, olanı yeni bir bakış açısıyla görmeye başlayarak bilincin yeni bir katmanına doğru ilerlemeye başladık. Dar bakış açısından ("ego, ben") çıkarak "bizlik" bilincine doğru ilerliyoruz.
 
Burası bilincin zaman kavramının kendisini oluşturduğunun idrak edildiği, mekanın ise tüm zamanların içinde olduğu bir boyut.  Burada insanların gerçek potansiyellerine ulaşmasının önünde engel yok, kazanılmış deneyimler, önyargılar da yok. Bizlik boyutuna (beşinci boyut olarak da tasvir edilir) geçişteki en büyük engellerin başında beslenme geliyor. Çünkü bizler moleküllerden oluşuyoruz. Vücudumuzdaki en ufak bir kimyasalın değişikliği bilincimiz, duygularımız ve davranışlarımızda ciddi değişiklikler yaratacak güçtedir.
Düşüncelerin suya olan etkisi artık sır değil, pek çoğumuz Dr. Masaru Emoto'nun aynı yerden alınan su örneklerine yazılı ve sözlü kelimelerle ya da müzikle değişik niyetler, düşünceler yönlendirdiğinde suyun kendi görünümünü (ifadesini) değiştirdiği deneyini biliyoruz. Düşüncelerin etkisiyle sudaki kristalleşme "What the bleep do we know" filminde de işlenmiştir.
 
Vücudumuzun büyük bir bölümünün suyla dolu olduğunu da biliyoruz, peki düşüncelerimizin vücudumuzun kimyasını değiştirici etkiye sahip olduğunun gerçekten ne kadar farkındayız? Aynı şekilde vücudumuza aldığımız titreşimi yüksek, enerjisi iyi olan besinler de düşüncelerimiz üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Beslenme ve yaşam biçimimizle düşüncelerimizi iyi yönde eğitmek tamamen kendi elimizdedir.
 
"Kardeşim sen düşünceden ibaretsin
Geriye kalan et ve kemiksin
Gül düşünürsün , gülistan olursun
Diken düşünürsün dikenlik olursun"

Mevlana
 
Sattvik Vegan Beslenme

Bu beslenme yaklaşımına göre fast food, hayvansal ağırlıklı yeme tarzı ve bilinçsiz beslenme vücudun kimyasını olumsuz yönde değiştirerek beyni tembelliğe iter. Bir canlının kötü koşullarda yetiştirilerek, işkence yapılıp korku içinde öldürülmesi negatifliğin direkt olarak ölü bedene geçmesine neden olur. Ölü bir hayvan eti yediğimizde kendimizi çoğu zaman agresif, gergin, saldırgan, hırslı ve esneme payı hiç olmayan bir tutum içinde buluruz. Negatifliği bedenimize aldığımızda zihnimiz ve ruhumuz da bundan fazlasıyla etkilenir.

Kulağa çok mu spiritüel geliyor?
 
"Solucanların kaç duyu organı var? İki, koklama ve hissetme. Görmedikleri için ışığın ne olduğunu bilmiyorlar. Işık onlar için düşünülemez.
Biz, ışığın var olduğunu biliyoruz, solucanlar ise bunu sadece mutasyonla bilebiliyorlar.
Belki, bazı insanlar, başka duygular için, daha ruhani olanlar için mutasyon geçirmiştir." 
 
I Origins filmi, 2011

"Anne karnında karanlıktaki bebeğe denseydi ki: Dışarıda aydınlık bir dünya var, yüksek dağlar dolu, büyük denizleri olan, dalgalanan düzlükleri olan, çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan, yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan... ve sen, bu mucizelerle yüzleşmek yerine, karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun... Doğmamış çocuk, bu mucizeler hakkında hiçbir şey bilmediği için, hiç birine inanmayacaktır. Tıpkı ölümü karşılarken bizim gibi. İşte bu yüzden korkarız. Ölüm nasıl olur da başlangıcı olmayan bir şeyin sonu olur?" Bab' Aziz 2005

"Veganlığa Ezoterik Bakış" kitabında sevgili Türkan Ruhsar yeryüzünde tüm insanların aynı bilinç seviyesinde olmadığı gibi, hayvanların da bizim anlayamadığımız ve konuşamadıklarından dolayı daha düşük sandığımız bir bilince sahip olabileceğinden bahsetmiştir. Ölü bir hayvan cesedi yiyen kişinin, yediği etle birlikte kaslarda birikmiş tüm negatif enerji ve nefreti de bedenine aldığından, egosusunu yükselttiğinden; öfke, nefret, kıskançlık, endişe, korku gibi olumsuz duygularla güçlenerek ruhsal gelişimimiz önünde blokajlar oluşturduğundan bahsetmiştir. Bunlar önce psikolojik ardından fiziksel hastalıklar olarak bize geri döndüğü üzerinde durmuştur. Hayvanları gıda olarak görmenin kitlesel bir davranış bozukluğu olduğundan, çoğunluk yapıyor diye sorgulamadan hareket etmek yerine cesaretimizi toplayıp bununla en kısa zamanda yüzleşmemiz, varoluştaki birliği görmemiz ve bu rüyayı hep birlikte değiştirmemiz için bize cesur bir davette bulunmuştur.
Bitki temelli sattvik bir beslenmeyi seçip, aşırı acı, ekşi ve tuzlu yiyecekleri hayatımızdan çıkararak  beden, zihin ve ruhun uyum içinde işlemesini sağlamak mümkündür.
 
Sattvik yiyecekler, Prana'da (tüm kozmik enerjide) fazla miktarda bulunan, evrene her seviyede nüfuz eden gıdalardır. Organik taze meyve ve sebzeler, filizlendirilmiş baklagiller genellikle Prana bakımından zengindir. Sattvik vegan beslenme, konserve ve işlenmiş gıdalardan ve kimyasal gübreler ile hazırlanan gıdalardan kaçınmayı gerektirir. Aynı zamanda, olumlu ruh hali ile severek yemek hazırlamak, yemeğin sattvik kalitesine katkıda bulunur. Neden yediğimiz yemeklerin çocukken anneannemizin koşulsuz sevgi ile yaptığı yemekler kadar lezzetli olmadığını düşündünüz mü?

Ayurveda sanskritçe bir kelime olup, kelime anlamı olarak "Yaşam Bilimi" anlamındadır. 5,000 yıllık bir doğal şifa sistemi olup, insanın kendi potansiyelinin en üst seviyesini gerçekleştirirken, dengede kalmasına yardımcı olan bir bilgelikler bütünüdür.
 
Ayurveda ustaları binlerce yıldır sadece zihinle çalışan bir kişiye, manevi bir yol izlemeye yardımcı olarak hayatlarını kolaylaştıran bir beslenme sistemi geliştirdiler. Bu ayrıca birçok şifa sanatının temelini oluşturur. Dünyada birçok kültürde öğretilmiş, uygulanmış ve aktarılmış zengin bir geleneğe sahiptir.
 
Bütün doğa enerjisinin, maddenin ve bilinçliliğin temel yönlerini yaratan üç temel gunas vardır. Bu üç nitelik tamas (karanlık), rajas (hareket) ve sattva'dır (uyum). Üç gunas her zaman çevremizdeki her varlıkta ve cisimlerde bulunur, ancak miktarları değişir. Bizler bedenlerimizde ve zihinlerinde gunas seviyelerini bilinçli olarak değiştirmek için benzersiz bir yeteneğe sahibiz. Bu enerjilerin artması veya azalması için bilinçli olarak harekete geçerek daha dengede bir yaşam sürdürebiliriz. Bir guna, yaşam tarzı uygulamalarının ve düşüncelerinin etkileşimi ve etkisi vasıtasıyla arttırılabilir veya azaltılabilir.
 
Sattvik gıdalar doğaldır, organik olarak yetiştirilir. Modern yiyecek işleme yöntemleri Prana'yı birçok gıdadan çıkarıyor ve onları ağır, iktidarsız, cansız, sadece "ölü yiyecek" yapıyor.
Sattvik vegan beslenmenin en önemli amacı titreşim seviyemizi yükselterek, tekamülümüzü ilerletmek, bizlik boyutuna geçişi kolaylaştırmaktır. Bizlik boyutuna geçiş bir işi yapmış olmak için yapmayıp, toplumun genel faydasına olacak şekilde yapma eylemini beraberinde getirir. Etin titreşimi çok düşüktür. Balık, tavuk, kuzu, sığır eti ve domuz eti gittikçe daha düşük titreşimlere sahip ve enerjileri çok karanlık ve tıkanmıştır. Yüzyıllar boyunca vejetaryenlerin, veganların daha sağlıklıi bir vücuda ve daha berrak, yaratıcı bir zihine sahip oldukları gözlemlenmiştir.
 
Tamas karanlık, tembellik ve hareketsizlik halidir. Bilgisizlikten kendini gösterir. Taması azaltmak için ağır etleri, kimyasal olarak işlenmiş gıdaları azaltmak mümkünse tamamen bırakmak gerekir. Rajas enerji, değişim ve hareket halidir. Rajaların doğası cazibe, özlem ve bağlılıktır. Rajalar bizi çalışmalarımızın meyvelerine kuvvetle bağlar. Bu gıdalar kızarmış yemekler, baharatlı gıdalar ve kahve gibi uyarıcıları içerir. Bu gruba giren besinlerin insan için gerekli dozunu belirleyerek çok dikkatli kullanmak gerekir.
 
Sattva  uyum, denge ve sevinç halidir. Sattva, rajalar ve tamasları düşürdüğü ve kurtuluşu mümkün kıldığı için bir insanın ulaşmak istediği en üst noktadır. Sattva'yı artırmak hem rajaları hem de tamasları azaltmak için  prana bakımından zengin doyurucu yiyecekler yemeli, sevinç ve olumlu düşünceler üreten faaliyetlerin ve ortamların tadını çıkarmalıyız. Tahıl ve baklagiller, yeryüzünde doğal haliyle büyüyen sayılamayacak kadar fazla taze meyve ve sebze bulunur. Ayrıca zihin ve bedende uyum içinde sattva yaratmak için bir çok yoga uygulamaları geliştirilmiştir. Yoga yapmak ve yogik bir yaşam tarzına öncülük etmek sattva'yı güçlü bir şekilde geliştirir.
 
Zihnin psikolojik nitelikleri son derece kararsızdır ve farklı gunalar arasında çabucak akabilir. Zihnin baskın gunası algılarımızı ve çevremizdeki dünya perspektifini etkileyen bir objektif olarak işlev görür. Dolayısıyla akıl raja ise, dünya olaylarını kaotik, kafa karıştırıcı ve talepkar gibi yaşayacak ve bu olaylara rajasik (agresif)  bir biçimde tepki verecektir. Bütün gunalar bağları yaratır ve böylece kişinin kendine egemenliğini bağlar. Bir kişinin hedefi sattva yetiştirmek ise, nihai hedefi kendi benliğini yanlış yansımalarını aşmaktır ve yaşamın olumlu ya da olumsuz niteliklerine, aynı zamanda hem iyiye hem de kötüye bağlanmamaktır.

Besinler ile İyiye Dönüşüm
 
Bilinçli bir beslenme biçimi ile enerjiyi pozitife dönüştürmek mümkündür. Bu değişimi deneyimlemek için kendimize bir hafta vererek gözlemleyebiliriz. Çoğumuz bilincin alışkın olduğu konforlu bölümüne öyle yaslanırız ki, yeniye doğru küçük bir gezinti yapmak bir yana bilmediğimiz bir yere kapının aralığından bile bakmaya çekiniriz. Birşeyler değişmeye başlıyor ve değişimi deneyimleyerek ilerletmek, düşüncelerle maddeye etki edebilme yetisine sahip olmak mükemmel bir hediyedir.
 
Bilmenizi isterim ki vegan beslenme şeklinde herşeyin yüzlerce alternatifi vardır. En basit şekliyle mücver yapmak istediğinizde sebzeleri bir araya toparlayamayacağınızı düşünüyorsanız keten tohumu tozunu suda bekleterek yumurta yerine bağlayıcı olarak kullanabilirsiniz.

Hayvansal bir gıdanın eksikliğini duyacağınız düşüncesi tamamen zihnin kazanılmış alışkanlıklarının bir parçasıdır, protein ve kalsiyumu bitkilerden alamayacağınız düşüncesi ise bize öğretilendir, olan değildir.  Araştırmaya başladığınızda kendinizi yepyeni bir dünyanın içinde bulmanız mümkündür.
 
Kaynaklar:
  1. Ruhsar, T. "Veganlığa Ezoterik Bakış"
Görseller:
  1. http://bit.ly/2q4yYxO
  2. http://bit.ly/2Cus0Vq
  3. http://bit.ly/2CgwiTq
  4. http://bit.ly/2Cg2oii
  5. http://bit.ly/2zSKewP
     

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.apelasyon.com sorumlu tutulamaz.