Tarımsal Kooperatiflerin Gelişimi - 15 - SON

Yazar: Tahsin Ayhan
 
Geçen ay yazımı yazamadım. Aslında teoride sorun gözükmüyordu. “Gündüz hasat yaparım, akşamları da kahvemi alıp bilgisayarın karşına oturur yazarım” şeklinde özetleyebileceğim iyimser planlamam pratikte zeytin ağaçlarına tosladı diyebilirim. Anladım ki “hasat” faaliyeti ile aynı gün içinde yapılabilecek tek faaliyet uyumak olmalıymış. Bu vesileyle yeni sezonda zeytin yetiştiricisi tüm meslektaşlarıma kolaylık ve bereket diliyorum.

Aristo’nun sözüyle başlamıştım geçen yıl serinin ilk yazısında. “İyi bir başlangıç işin yarısının bitmesi demektir.” diyerek seslenmiş büyük düşünür asırlar öncesinden bizlere. İyi başlayıp başlayamadığını bilmiyorum ama bu yazı ile dizi serimi bitirmiş olacağım.

'Tarımsal Kooperatiflerin Gelişimi' hakkında yazdım. Her sorun başlığını tek tek ele aldım, pratikte karşılaşılan güçlükleri olası çözüm yollarıyla ve uygulama örnekleriyle detaylandırmaya çalıştım. Son bir sorun başlığı kaldı ele alınacak:

"Eğitim ve AR-GE."

Belki de üzerinde en kapsamlı düşünülmesi ve kafa yorulması gereken başlığımız bu. Ben bile en az 3-4 ay sürecek bir yazı dizisini bu konu başlığı altında kaleme alabilirim. Ama bunun tam tersini yapıp çok kısa birkaç paragrafla yazı dizimi bitirmek istiyorum. Neden derseniz ilk önce eğitimci değilim. Uzmanı olmadığım bir konuda yazı yazmaya ve çözüm önerileri getirmeye kendimi yetkin görmüyorum. Ayrıca eğitim sistemimizde genel anlamda kooperatifçilik konuları hangi seviyede ve ne ölçüde ele alınıyor onu da bilmiyorum. Örneğin, ilköğretim bünyesinde adını duyduğum kooperatif kulüplerinin işlevi hakkında bilgi sahibi değilim. Ya da ziraat fakültelerinde örneğin “tarımsal kooperatifçilik” gibi bir ders okutuluyor mu bilmiyorum.

Ama 1919 yılından beri İngiltere’de kooperatif çalışanlarının ve ortaklarının temel eğitiminin Manchester de kurulu “The Cooperative College” tarafından yürütüldüğünü biliyorum. Ya da Alman Kooperatifler Konfederasyonunun kooperatif yöneticilerine, çalışanlarına ve denetçilerine eğitim ve danışmanlık verebilmesi amacıyla tüm yurtta bölgesel kooperatif akademilerini kurduğunu ve tüm bu yapılanmalarının üst koordinasyonunu yürütmek için Alman Kooperatifler Akademisi'nin kurulduğunu biliyorum.

Yine bildiğim, daha doğrusu kamuyla paylaşılmış bir bilgi daha var. O da her yeri geldiğinde atıf yaptığımız “Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı.”
 
Eğitim konusundaki eksiklikleri tespit ederek önerdiği stratejik çözümler özetle şöyle;
  • 1163 Sayılı Kooperatifler Kanununda uluslararası esaslar ve günün ihtiyaçları doğrultusunda değişiklik yapılacaktır.
  • Kooperatifçilik eğitim ve araştırma faaliyetlerini yürütecek bir yapılanmaya gidilecektir.
  • Kooperatif yönetim ve denetim kurulu üyelerine sertifikasyon zorunluluğu getirilecektir.
  • Kooperatif girişimciliği eğitim projesi çalışması yapılarak uygulamaya konulacaktır.
  • Kadınlarımızın girişimcilik kabiliyetlerinin arttırılması ve ekonomide bir aktör olarak yer almalarının sağlanması için kooperatifler çatısı altında örgütlenmeleri yolunda çalışmalar yapılacaktır.
  • İlköğretimden başlanarak girişimcilik, ortaklık kültürü ve kooperatifçilik bilincinin kazanılmasına yönelik eğitim faaliyetlerinde bulunulması hususunda çalışmalar yürütülecektir.
  • Kooperatif üst kuruluşları tarafından düzenli olarak kendi ortaklarına hak ve yükümlülükleri ile kooperatifçilik konusunda bilgilendirme eğitimi verilecektir.
  • Kooperatifçilik konularında bilgilendirme programları düzenlenecektir.
  • Kooperatifçilik konusunda eğitim, araştırma ve yayın faaliyetinde bulunan gönüllü kuruluşların projelerinin desteklenmesi yönünde çalışmalarda bulunulacaktır.
Bilmeyenler veya unutmuş olanlar için yukarıdaki eylem maddelerini de içeren söz konusu strateji planının tarihi 2012. Yani üzerinden sekiz yıl geçtiği için “ne var ne yok” sorgulanabilir mahiyette.

Evliya Çelebi’ye Erzurum’u sormuşlar. “Buranın hep kışını anlatıyorsun, hiç mi yazı yok?” Çelebi de “Yazdan bahsediyorlar, hep gelecek diyorlar ama ben 11 aydır buradayım, daha görmedim” diyor.

Yaz gelir gelmez, o bizim elimizde değil. Ama bildiklerimizi ve gördüklerimizi anlatmak ve bilgilendirmek bizim elimizde.

Bir üniversite var Hollanda’da. Adı Wageningen. Dünyanın en büyük tarım üniversitesi. Varlığıyla onur duyduğumuz sevgili Cem Seymen de programında uzun uzun anlattı. Seyretmenizi öneririm. Devlet-Üniversite-Özel sektör işbirliği ile tarımsal AR-GE temelli bir modern eğitim kampüsü. Sabahtan akşama kadar işbirliği içinde tarım sektöründe neyi daha iyi yapabiliriz, üretimde ve verimlilikte bilimi ve teknolojiyi kullanarak nasıl yüksek katma değerli ürün elde edebiliriz, ona çalışıyorlar. Öyle ki, örneğin iklimsel değişikliğe ve hastalıklara daha dayanıklı bir tohum geliştirip satarak, senin binlerce kasa tarım ürününe bedel bir değer yaratabiliyorlar. Adeta elin oğlu nasıl yapıyor başlığıyla bir görsel ders niteliğinde. Diyebilirsiniz ki “iyi de kardeşim orada AB fonları var”; evet var ama konu inovasyon ve ARGE olduğu zaman doğru kurgulanmış çalışmaları fonlayacak yurt içi ve dışında kişi ve kuruluşlar her zaman bulunur.

Biz de işte konuşuyoruz, yazıyoruz. Bolca toplantı, sempozyum, kongre, strateji, eylem planı falan yapıyoruz. Benim hasat zamanı akşamları yazı yazmayı planlamam gibi adeta. Hepsi iyi niyetli belki ama lafta ve teoride kalmaya mahkum girişimler, çünkü uygulama olanağı bulamıyor, pratiğe geçirilemiyor. Belki kamu idarecilerin de benim gibi teoride düşündüklerini fiiliyatta uygulayacak mecalleri kalmıyordur.

Türkiye’de bir tarım reformu şart. Tarımsal kooperatifçilik de ancak bu reformla birlikte önem kazanacak ve hak ettiği değere ulaşacak.

Eğitim, ekonomi, hukuk gibi alanlarda çeşitli aralıklarla tekrarlanan reform faaliyetlerimizin yanında zaman zaman “tarımda reform” başlığı altında yapılan düzenlemelerin “tarımsal kooperatiflerin gelişimi” noktasında şimdilik ihtiyaca cevap veremediğini düşünüyorum.

Ne yapmalı sorusunun cevabını tekrar tekrar verdik ama son sözde de verelim.

Hz. Süleyman’a bütün hayvanlar gelmiş dertlerini anlatmaya. Zürafa, gergedan falan derken bir tavuk gelmiş. Tavuğa “senin ne derdin olabilir ki” diye sormuş Hz. Süleyman. Tavuk da “her gün bu yumurtayı yumurtlamak kolay mı sanırsın, kocaman yumurta, zorlan zorlan nereye kadar.” Sonra da eklemiş;
“Ya bu yumurtayı küçült, ya bu ..tü büyüt”

Sağlıcakla…
 
Görseller:
  1. Wikipedia
  2. WUR

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.apelasyon.com sorumlu tutulamaz.