Gençleri Tarıma Nasıl Çekebiliriz?

Yazar: Bilge Keykubat
 
Pandemi süreci tüm dünya için zorlu geçiyor. Öncelik herkes için can güvenliği olmak üzere sonrasında tabii ki de iş ve ekonomik sorunlar ve olmazsa olmaz psikolojik durumlar... Pandemi öncesinde gıda ticaret savaşları kızışmışken pandemi ile birlikte en önemli sorun olarak gündemin göbeğine oturdu.
 
Şu an tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de herkesin ağızında tarım-gıda… Hal böyle olunca, konu da popüler olunca, hep dediğim gibi biz ziraat ve gıda mühendisleri de pasif kalınca meydan her şeyi çok bilen kişilere kalıveriyor. Ahkam kesiveriyorlar hemencecik; şu yanlış, bu eksik, o şöyle olmalı… Teknik bilgi eksik olunca ne kadar konuşursanız konuşun bir şey eksik kalıyor. Ortaya boş konuşmalar çıkıveriyor.
 
Bu çok konuşmalar arasında en çok bahsi geçen de “Gençler niye tarımdan kaçıyor”? sorusu.
 
Ben sosyal medyayı iyi kullanmaya çalışan biriyim. Hatta Instagram'da da “Tarım ve Gıda Influencer”ı olarak kabul ediliyormuşum cheeky Epeyce bir genç ziraat ve gıda mühendisi arkadaşım da beni takip ediyor. Gençlerin neden tarımdan kaçtığını genç arkadaşlara sormak istedim. Instagram hesabımda (instagram.com/bilgekeykubat/) bir post paylaşıp altında da şu soruyu sordum:
 
Tarıma gençleri kazandırmak zorundayız!
Sizce bunun için ne yapmalı?
 
Postun çok geniş bir kitleye ulaştığını söylemek isterim. Posta ya postun altına ya da DM'den bana direkt olarak çok ciddi sayıda bir yorum da geldi. Bu gerçekten benim için güzel bir sonuçtu. Genç ziraat ve gıda mühendisleri tepkisiz kalmamıştı. Kendilerini ifade etmeye çalışmışlardı.
 
Öncelikle şunu söylemek isterim; düşünen, yorumlayan ve bunları ifade eden gençleri gördükçe benim Ulu Önder Atatürk’ün kuruduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğine olan  inancım ve güvenim artıyor.
Ben şimdi isimlerini paylaşmadan bu arkadaşlarımın yazdıklarının bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
  • Köylerde sosyal hayata dair geliştirmeler yapılmalı. Her köyde okullar tekrardan açılmalı. Yaşam şartları iyileştirilmeli. Önce köyden kente göçün önüne geçilmeli, sonrasında eğitime odaklanılırsa tarım kendiliğinden gelişecektir.
  • Gençlerin, özellikle biz genç mühendislerin en büyük sorunu mesleğimize gereken önemin gösterilmemesi. Her ne kadar işimize gönülden bağlı olsak da iş imkanlarının kısıtlılığı, girişken gençlere gereken desteğin verilmemesi ve sektörde başta kadın erkek ayrımı olmak üzere sürekli engellerle karşılaşılması hepimizin hevesini ve inancını kırmakta. Bu politikaların değişmesi, gereken desteğin sağlanması halinde gençlerin tarıma daha çok yöneleceği ve bu işi severek yapacağı kanaatindeyim.
  • Bilinçli çiftçiler yetiştirmek için tarım liseleri açalım köylerimize. Eğer çiftçi emeğinin karşılığını rahatlık ve güvenle alabilirse emin olun pazara manava gittiğinizde gereksiz fiyatlara ürün almamış olacaksınız. Hem alıcıya yazık hem de üreticiye yazık oluyor.
  • Tarıma gençlerin kazandırılmasına bence ilk öğretimden tarım sevgisi aşılayarak başlanılmalı. Bunun için her okulun kendine ait tarım bahçesi olmalı ve ilk öğretimden itibaren çocuklara küçük çapta tarımsal üretim yaptırılıp tarım sevdirilmeli.
  • Bunun için farkındalık yaratılması gerekli; hele genç işsizlik bu kadar yüksekken. Tarımı teknolojiyle buluşturan projeler çok önemli. Projelere ihtiyaç var...
  • Öncelikle gençlerin aslında altından kalkabilecekleri işler için bir yol gösteren, destekleyen olmalı. Bir işin gidişatının tam bilinmemesi yahut bilinen/yapılabilecek olan işlerin kâr/zarar dengesinin oluşturulamaması, bu dengenin her yıl değişmesi bizim risk almamızı engelliyor. Bu durumun ortadan kalkabilmesi için; Devlet teşviki ve desteği olan gerçek anlamda kalkındırmayı amaçlayan gerçek verilerle oluşturması gereken projelere ihtiyacımız var. Bu projeler bölge bölge ayrılarak yerinde yapılan incelemeler sonucu oluşturulmalı ve devamında gençlerin yahut üreticilerin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. En son olarak ise arz/talep dengesinin sağlanması ve buna uygun girdi fiyatının üreticiye sezon başında bildirilmesi gerekmektedir.
  • Ah bu gençler neden tarımla ilgilenmiyor diye hayıflanmak yerine nasıl ilgilenirler diye kafa yormalıyız. Küçükten üretmenin kıymetini, kendine yetmenin gücünü ve değerini öğrenerek büyütüp, tarımla da gelecek planlanabileceğini, farklılaşarak öne çıkılabileceğine inandırmalıyız.
  • Tarım arazileri imara açılmamalı, araziler korunmalı, gençler için tarımı özendirici politikalar yapılmalı.
  • Türkiye’deki tarım piyasasına ‘hakim olan’ ağır topların kendi eski usul düzenleri ve çiftçilere zamanında yapılanlardan edindiğim bilgiler ve tarıma katılmaya çalışan bir genç olarak insanlarımızın hayal kırıklıklarının giderilmesi için; yani en azından tarımın herhangi bir alanında atılım yapabilmemiz için; çiftçimize daha çok eğitim verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü halkımıza yeni fikirlerle gidildiğinde alınan tepkiler en büyük engel oldu. Bunu en basitinden anlatmak istersem, katma değeri yüksek olan çiftlik hayvanlarından antikor veya serum elde edilmesi yönünde başlatmak istediğim işletme fikrime “Sütü ve eti satıyoruz yetiyor diğerleriyle kim uğraşacak” geri bildirimleriyle karşılaştım. Ama işin aslına bakıldığında bir keçi kan serumunun 125 ml'sinin 400-500 dolar civarında satıldığını göz önünde bulundurursak sütünden yani kilosu 10-15 lira olan ürünün daha yüksek getirisi olduğu savunuldu. Burada görülmeyen detaylar mevcut. Ya da zeytinyağı işi için bölge çiftçileri ile yaptığım görüşmelerde halkın yok pahasına zeytinyağlarını satması ve dünya piyasasında hala Türk zeytinyağlarının bir değer görmemesi gibi örneklerle durumu açıklayabilirim. Bugün Amerika, Kanada piyasasında Cezayir yağları bile bilinirken Türk zeytinyağı markalarının butik kalması aslında resmin ne denli yarım bırakıldığını da anlatmaktadır. İşletmecilerimiz yağlarını markalaştırmaktan öte toptan satış yaptığı sürece Türk zeytinyağları İtalyan etiketleriyle dünya piyasasında yer almaya devam edecektir. Markalaşma ve kalite süreçleri yönünde çok fazla eksik olduğumuz bir sektörle karşı karşıyayız.
  • İlk okuldan başlayarak derslere bir tarım bilgisi de eklemeliyiz.
  • Bence çiftçilikteki en önemli etkenler eğitimli olmak ve emeğinin karşılığını alabilmek.
  • Kurumsal hayatın çıkmazına girmelerine müsaade etmeliyiz. Dışarıdan oldukça renkli gelen plaza hayatını deneyimlemelerine destek olmalıyız. Bir süre sonra üretimin, toprağın ve alınterinin kıymetini zaten öğrenecekler. Tecrübe ile sabittir. Her şey zıttı ile anlaşılır. Beyazın beyaz olduğunun anlaşılması için siyahın rengine bulanmak gerekir, diye düşünüyorum. 
  • Unutmayın köylü milletin efendisidir. Köylüyü, üreten çiftçiyi memnun edersek, onları verimli birer çiftçi olmaları için desteklersek bizlerde memnun oluruz. Onlar gülerse dünya güler.
  • Giden gidiyor. Gitmek zorunda bırakılıyor. Kalan geçinemiyor
  • Kazanacaklarına kazandıracaklarına ikna edilmeliler.
  • Ülkemizde bütünsel olarak bir yozlaşma geçmişinden kopuş̧ ve şehrin sözde ışıltılı hareketli yaşantısına özen varken, başta tabii ki bireysel olarak herkes mücadele edebilir ama topyekün bir tarımsal kalkınma ve çiftçi ve üreticinin hakkının tam manasıyla teslim edilmesinden başka bir yol olduğunu düşünmüyorum. Emeğinin karşılığını alamayan üreticiler ekip biçmeyi de bırakabiliyor. Gençlerin de daha okul sıralarında üretim ve tarıma dönükte eğitimler alması gerektiğini düşünenlerdenim. Ömrünü bu topraklarda üretime, ekip biçmeye adamış nesiller boyu bunu devam etmeye çalışan değerli çiftçilerimiz ve bu ülkede yaşayan bütün insanlarımız yani tüketicilerimiz arasında irtibatın kopmadan kesinlikle sağlam bir şekilde kurulması gerekiyor. Toplum nezdinde gerek hayat pahalılığı gerekse şehirlerdeki geçim sıkıntısı yüzünden nispeten üreticiler toplumda “sanki köyde bedava yaşıyor ne gideri var ki “düşünceler ile yapılan değerlendirmeler çiftçi ve üreticilerin de motivasyonunu düşürmekte.
  • Aslında çiftçiler olarak bizler kimi zaman zarar da etsek kimi zaman gelirlerimiz giderlerimizi karşılamasa bile özellikle meyve üretimi yapanlar olarak emek emek büyüttüğümüz ağaçlarımızı kesecek halimiz yok tabii ki de. Ümitlenerek gelecekte daha iyi olacağına olan inancımız sayesinde bu güzelim cennet vatanımızda üretime devam etmek zorundayız. Ne olursa olsun üretimden asla taviz verilmemeli, denemek ten asla geri durulmamalı. Mutlaka üretim olmaz ise çalışma olmaz ise genel manada her şey eskisinden daha kötüye gitmeye mahkumdur.
  • Eğitimin yanında; gelenek, görenek, örf ve adetlerden aldığımız güç̧ ile aklın ve bilimin ışığında ve bütün bu değerler ile Atatürk’ün bizim için çizdiği birlik beraberlik ve dayanışma ruhu içerisinde kısa zamanda daha üst seviyeye çıkma hedefimize topyekün olarak yürümemiz gerekmektedir. Biz üreticiler olarak hep geçmişimizden aldığımız güçle üretime devam edeceğiz. Bugünlerimize de şükrederek çalışmaktan geri durmak yok. Bürgün tam olarak bu toprakların değerini anlayacağımıza inanıyorum. Pandemi dönemi bunu nispeten gösterdi.
  • Ziraat mühendislerine eğitim süresince daha fazla alan çalışması yaptırılmalı, tozu, toprağı, bitkiyi sevdirmeliyiz.
  • Eninde sonunda olacak olan tarımdaki prestiji en kısa zamanda kazandırıp, gençleri cezbetmesi gerekiyor. Masa başında daha az emekle daha çok kazanç varken, kimse (özellikle z kuşağı) toz, sıcak vb ile uğraşmak istemiyor. Bunun için de çok uluslu şirketlerin tek düze beslenme ve tarım anlayışı yerine, geleneksel düzen ile bu zengin coğrafyanın nimetlerini ticari boyutlarda geliştirmek gerektiğini düşünüyorum.
  • Öncelikle herkese merhaba kendimi taktim edeyim herkese ben üniversitede ziraat fakültesinde tarım makinaları mühendisliği bölümünü okuyorum. Pandemiden okullar kapandığı için sebze halinde hamallık yapıyorum, kendime okul harçlığı çıkarıyorum. Orada bir şey fark ettim, çok sevdiğim bir çiftçi abimiz biber üretimi yapıyor, çalıştığım dükkana sürekli biber getiriyor ve satışını bizim patronlar yapıyor. Geçen hafta biberini 1 liradan bir pazarcıya satıldı işim bitti eve dönüyordum ki yolumun üstünde semt pazarı vardı piyasayı merak edip halk otobüsünden indim ve pazara girdim, pazarcı ya 1 liraya sattığımız biberi pazarcı 3 liraya satıyordu ve bitirmişti, çiftçi kazanmadı kim kazandı komisyoncu ve pazarcı kazandı hiç bir emek sarf etmeden işte geleceğin tarımını istiyorsak buna bir dur demeliyiz, bunun için bir bakanlıktan destek beklemek yerine tüm çiftçiler bir olup tarladan sofraya ilkesini benimsemesi gerekir yani komisyoncuya ve pazarcı ya ihtiyacımız kalmamalı bu vesileyle hem üretici kar eder hem de tüketici, bunun içinde tüm çiftçiler bilinçlenmeli, bir gönüllü vakıf açılıp tüm çiftçilere aşılanmalı bu zor bir şey değil istemek yeterli.
  • Dünyadaki meslektaşlarıyla rekabet edebilir duruma gelmesi için genç çiftçilerin desteklenmesi, tarım için kullanılabilecek teknolojik ürünlerin tümünden vergilerin kaldırılması, ürün rekoltelerinin iklime göre pozisyon alınabilmesi için üniversitelerin ve bakanlığın bünyesindeki tarım müdürlüklerinin sahada destekçi olması, kurumların fiyat garantörlüğünü üstlenmesi şart.
  • Tarımın devamı için, gençler süratle tarıma kazandırılmalıdır. Bunun için neler yapmalıyız sorusuna gelince; Milli Eğitim Bakanlığınca Liselere zorunlu tarım dersleri getirilmeli ve dersler uygulamalı olarak işlenmeli. Öğrencilerin ürettiği ürünler satılarak geliri öğrencilere verilmeli. Ziraat odaları gençlere öncü olmalı, gençlere ücretsiz danışmanlık yapmalı. Devlet Bankaları gençlere düşük faizli uzun vadeli finansal destek sağlamalı. Çocuklarımızı toprak ile bütünleştirmeliyiz, evimizin bahçesi olmasa bile, balkonda saksıda neler yetiştirebileceğimizi onlara göstermeliyiz.
  • Emeklerinin karşılığını alabileceklerine inandırmamız lazım.
  • Çocuklara ve gençlere yönelik tabiatın önemini ve değerini anlamaları için farkındalık eğitimleri verilmelidir.
  • Tarımın önemini sadece ziraat ile ilgili bölümleri okuyanların ya da çiftçilerin görmesi ile yetinmeden tarımın önemini ve tarımın milli bağımsızlıktaki rolünü tüm insanlara entegre etmeliyiz. Tarıma gençleri kazandırmaktan önce bu yola bir şekilde girmiş olan gençlerimizin önüne çıkan engelleri kaldırmak için çabalamalıyız. Ziraat ile ilgilenen bir çok gencin bu yolda yok olmasını izleyerek tarıma gençleri kazandırmayı amaçlamak yerine tarımda gençlerin tutunabilmesini sağlamalı ve bu yolda ilerlemek isteyen gençlerimize yeterli desteği sağlamalıyız. Ben doğru eğitim ve eğitime karşı doğru destek ile gençlerimizin aşamayacağı bil yolun olmadığı görüşündeyim.
  • Tarım lisesine benzeyen bir lisede bahçecilik okudum. Neden o liseye gittiğimi kimse anlamadı. Puanım düşük olduğundan sandılar. Başka okullar kabul etmediğinden sandılar. "Hııı tüh" sözlerini duya duya okudum. O yıllarda okulda bize şöyle diyorlardı. Siz bu ağır işleri yapmayacaksınız birilerine yaptıracaksınız. Böyle böyle avuttular aileleri çocukları. Yoksa aile o okula göndermek istemiyordu 'amele' gibi çalıştırıyorsunuz diyerek. Geçmiş yıllardı, bundan 10 yıl önce. Belki artık bir şeyler değişmiştir bilmiyorum. Şimdi ziraat mühendisiyim köyüme üretim yapmak için döndüm. Herkes o kadar okudun ettin neden burada bunu yapıyorsun açsana bir 'ilaççı' diyor. Hergün duyuyorum bu sözleri. Madem atanamadın o zaman başka bir işe gir diyen bile çok. Tanıdığım tanımadığım herkes. 'Atanmak' gibi bir derdim var sanıyorlar. Herkesin bunu hedeflediğini sanıyorlar. Ben bu sözleri hala duyuyorum. Aldırış etmiyorum ama başkaları aldırış ediyor. Aynı lisede okuduğum arkadaşlarımın hiç biri şuan tarımla ilgili bir iş yapmıyor. Evet hibe, destek vs. Bunlar etkili ama şu düşüncelerin değişmesi çok çok daha etkili bence. Hala böyle düşünen insanların olması komik ama var maalesef. En çok da köyde var. Eğer köye dışardan bir genç gelmiş de üretim yapmaya çalışıyorsa bu ne anlar ki iki günde gider diye bakıyorlar köyün kendi genci üretim yapmaya çalışıyorsa buralarda 'sürünme' diye ailesi vazgeçirmeye çalışıyor. Zamanında nasıl bir algı oluşmuşsa bir türlü değişmedi değişmiyor. Üzücü. Meselenin içinden biri olarak yaşadıklarımı anlatayım dedim.
  • İlkokulda 1 yıl çocuklar tarlalarda bahçelerde eğitim görmeli ekip biçmeli, ondan sonra hevesli olanlar kendini belli eder zaten ve küçük yaştan itibaren o işi benimser bence
  • Gençleri çiftçilikten soğutuyorlar ektimiz diktiğimiz para etmiyor.
  • Yaşlı ataerkil zihniyetten vazgeçilmelidir. Tabii ki de tecrübelerini sevgi ve cömertlikle paylaşsalar çok şahane olur, ama ben bilirim, benim dediğim olur, parayı ben alırım, zihniyetiyle genç kuşaklar yıldırılıyor bunu sözde de iyilikleri için yapıp, bir de sen okudun ya da okumadın hayvancı mı rençber mi olucan çevre eleştirisi zihniyeti, iş olarak algılamamaları, yol uzun, neyse ki inancımız gençliğimiz var.

Bu cevapların kafamızda bazı şeylerin biraz olsun oluşmasını sağladığını düşünüyorum.

Gençlere kulak vererek, üreticilere kulak vererek, tüketiciye kulak vererek çözebiliriz sektörün sorunlarını. Önemli olan kişileri inandırabilmek ve gerçek hamleler yapmak. Konuşmaktan ziyade gerçekleştirebilmek.

Ne dersiniz?

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.apelasyon.com sorumlu tutulamaz.