Rezidansların Suçu Ne?

Yazar: Büşra Pirgaip
 
Rezidans nedir bilmeyen yoktur ama bir özet geçelim yine de.

‘’Kent merkezinde ya da merkezin çok yakınında, genellikle 15 kattan daha yüksek, içinde konut alanları dışında bazı ortak sosyal alanların da bulunduğu yeşil alana da sahip olabilen yapılar grubu...

Rezidans dairelerini diğer konutlardan ayıran özellikler genellikle tam donanımlı mutfak, ütü odası, kablolu televizyon, uydu TV, internet bağlantısı, kasa, direkt telefon, klima ve iklimlendirme, kasa ve çamaşır makinesi gibi sabit altyapının yanı sıra, güvenlik başta olmak üzere, resepsiyon, günlük temizlik, kuru temizleme, çamaşırhane, alışveriş servisleri ve müstakil otopark imkanlarıyla donatılmasıdır.

Genellikle içlerinde yüzme havuzu, tenis kortu, spor salonu, çocuk oyun parkı, sauna gibi sosyal tesisleri de barındıran konforlu yapısıyla insanlara çekici gelen ve tercih sebebi olan dairelerdir.‘’

İstanbul'da sayıları birer birer artan, gelişen Türkiye'nin en önemli konseptleri arasında gösterilen ve lüks yaşam standartlarının simgesi olan rezidanslarda yaşamayı seçenlerin, yeni yaşam şartları da merak ediliyor. Bir de bu açıdan bakalım dedim.

Günümüz koşulları, sokaklardan yapıları ayırıp kendi içlerinde bir dünya kurmaya itiyor. Çocukken özgürce oynadığımız sokaklar yenilenen dünyada eskisi kadar güvenli değil. Yanımızda telefon olmadan gittiğimiz yerler de öyle.. Genel bir sorun bu. Şimdilerde o sokaklar suçlu gibi gözükse de, insanlık suçu bu güvensizliğin sebebi.

Mimarlık okulunda kent tasarımı yaparken sokaklara, yapılara duvarlar örüp bir fanus tasarladıkça yüzleştim bu gerçekle. Kapısı açık ve huzurla uyuduğumuz o evlerin artık olmayışına mı üzüleyim, sokakların artık oyun yeri olmadığına mı...

Her ne kadar kalbim ve mantığım hala güvenli sokaklarda, evlerde yaşamamız gerektiğini söylese de böyle bir gerçeğin olduğu dünyada, bu düzeni de iyisiyle kötüsüyle anlamamız gerek.

İlk koşul insanoğlunun sorunu olan güven.

Normal şartlarda bir sitede oturuyorsanız, site girişindeki görevliler güvenliğinizi sağlayacaktır. Fakat rezidanslarda buna ek olarak, resepsiyon hizmeti sayesinde, sürekli saat kontrollü giriş çıkış yapılması sağlanıyor. Misafirleriniz bu alanda karşılanıyor ve sizden onay alınmadan ortak alanlara girişlerine müsaade edilmeyerek bir güvenlik bariyeri oluşturuluyor. Ve rezidanslar güvenlik konusunda bir tık öne geçiyor.

Buralarda her şeyin tek tip bir düzende ilerlemesi de her ne kadar askeri nizam olarak gözükse de aslında işleyişin sorunsuz akışını sağlıyor.

Mesela komşularınızdan çok gürültü geldiğinde, süpürgenin sapıyla duvara vurmak yerine, arayıp güvenliğe bildirdiğinizde sesleri kesiliyor. Bu düzen içinde herkesin çaba gösterdiği kesin. Uyum sağlamayacak insanların pek tercih yeri değil rezidanslar.

Rezidansın özellikleri arasında ön plana çıkan noktalardan biri de konfor odaklı hizmetler.

Özellikle yalnız yaşayan çalışanlar, yeni evliler ve öğrenciler tarafından tercih edilen rezidanslar artık iş hayatına dâhil olan aileler tarafından da sıklıkla tercih edilmeye başlandı. Çünkü çok kompakt. İhtiyacınız olabilecek hemen hemen her şey tek bir bina içinde düşünülmüş. İstanbul'da zaman çok değerli. Trafik sorunu, bir yerden bir yere yetişme sorunu hep bir koşuşturma var. Mesafeler uzadıkça bölünüyoruz. Ama rezidanslarda kuaförü, marketi, spor salonu tek bir yerde olması büyük avantaj.

Eski mahalle kültürünün modernize edilmiş hali aslında. Bu da tercih etmek için bir avantaj sağlıyor.

Günümüzde artık çoğu ailenin arabası olduğunu varsayarsak trafik de sorun ama bunun yanında park yeri bulmak da bir sorun. Ama aracınızı, burada yaşayanlara hizmet veren valelere vererek otoparka park edilmesini sağlayabilirsiniz. ‘’Böylelikle nereye park edeceğim?’’ ‘’Park yeri bulabilecek miyim?’’ gibi sorunlarınız kalmıyor.

Kuru temizleme ve temizlik hizmetleri hayatın akışını kolaylaştırırken evinizde oluşabilecek bir teknik sorun karşısında durumu resepsiyona bildirdiğinizde, hızlı bir şekilde çözüm bulunabilir. Diğer bir deyişle rezidanslar normal dairelere kıyasla hizmet kalitesi üst düzeyde olan ve pek çok konuda işleri sizin yerinize halledebilen bir düzene sahip ve otel konforunda hizmet veriyorlar. Mesela organizasyon hizmetleri sayesinde gıda alışverişinizi yaptırabilir, sinema biletinizi aldırabilir ya da faturalarınızın ödenmesini sağlayabilirsiniz. Danışmanlık hizmetleri ise seyahat ya da veteriner danışmanlığı gibi konularda size yardımcı olabilir.

Bunun yanı sıra sosyal olanaklar da çok. İşten eve geldiğinizde aktivitelerin yaşadığımız yerlere uzaklığı yüzünden akşamı evde geçirmek zorunda kalmak yerine siteden çıkmadan sinemaya, spora, yüzmeye, spaya gidebiliyorsunuz.

Aslında insani bir politikada kendinize zaman ayırmanızı sağlayan ayrıcalıklar tanımlıyorlar.

Ama tabii bu kadar konforun, bu kadar özelliğin, böyle düzenin de bir bedeli de var.

Rezidansların aidatları da verdikleri bu hizmete göre değişiyor. Bu bedeller normal site aidatlarının çok çok üstünde. Yeri geliyor normal bir dairenin kira bedeline de eş olabiliyor. Standartları yükseltirken bunları da düşünmek gerekiyor.
 
Göz önünde bulundurulması gereken  bir durum da komşuluk ilişkileri. Koskoca bir akışta çoğu kişi birbirini tanımıyor. Yabancılarla yaşıyorsunuz. Apartmanlarda da eskisi gibi komşuluklar yok artık ama bu kadar da yabancı değiliz. Bu kadar ayrıcalık sunulan, bu kadar tercih edilen bir  yaşam alanı kötü olabilir mi? Olamaz tabii.
 
Ama burada doğayla ilişkinizi tamam ile kestiğinizi unutmayın. Bir yuva gibi değil de sanki bir işletmenin içinde yaşıyormuşsun gibi geliyor. Bu kadar sosyal aktivitenin içinde olup, doğayla iç içe olmasam da olur diyebilirsiniz. Tamamen kişisel tercihlere göre değişir bu. Hayatınızın akışına iyisiyle kötüsüyle nasıl faydası olacaksa yazıp eğrisiyle doğrusuyla ona göre karar vermek gerekir. Hangisi ağır basıyorsa.

Balkonda yaz keyfi yapmak varken, camı biraz aralayıp kuşbakışı bir manzara da hoş gelebilir gözünüze. Ya da gün doğumunu tepeden izlemek.

Daha önce çalıştığım ofis bir rezidanstaydı. Sürekli içeride kendimle çelişiyordum. Manzara hoş geliyordu. Ta ki fırtına çıkana kadar. İzlediğim bütün korku filmlerindeki senaryolar bir bir gözüme geliyordu böyle anlarda. Çünkü o esnada yapabilecek hiçbir şey yok. Asansöre binmek ayrı risk, merdiven yok ki inesin. Yangın merdiveni var ama o sırada onu düşünmüyorsun tabii. Bir fanusa sıkışmış kalmış gibi hissediyorsun. Ve izlediğin o fırtınalı doğa olayları gözünün önünde oluyor. Aşağıda durum bu kadar hissedilmiyordur tabii. Ama yukarıda durumlar bir tık daha farklı. Yani hep gün batımı, hep hoş, loş bir manzara değilmiş durum o günlerde anladım. Aklımın biraz çelinesi varsa da o gün bütün fikrim değişti.

Ben yine toprağıma basayım, bahçe manzaram olsun en güzeli dedim. Macerayı göze almaya gerek yok. Topraktan uzaklaştıkça insanlar hep katılaşıyor gibi geliyor bana çünkü. Rezidans insanlarına bakın, hepsi soğuk. Hep yukardan... Sanki manzaraya da yukardan baktıkça davranış biçimi haline mi dönüşüyor ne bilemedim. Belki de kendini koruma mekanizması da olabilir.

Her iki yaşamda bambaşka bir dünya. Tık tık diye her kapıdan giriş başka bir yaşam konsepti, zaman makinesinde oynuyor gibi biraz.  Tercih sizin.
 
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.apelasyon.com sorumlu tutulamaz.