"Atatürk ve Rakı"

Yazar: Cihan Devrim Avunduk
 
Başlığı tırnak içinde yazmamın sebebi, bana ait olmadığındandır.
 
İnternette gezinirken amatör bir site çıktı karşıma:
sisedekibalik.wordpress.com

Belli ki şevkle kurulmuş; hatalarıyla, doğrularıyla niyet keyif, emek verilmiş,
ancak arkasında sağlam, dirayetli, her zorluğa fedakarca, cefakarca
göğüs gerebilen bir apelasyon.com kurucuları ve ekibi olmadığından,
kurulduğu aydan ve yıldan (Mayıs 2012) sonra güdük kalmış, gelişememiş
ilk ayındaki değer keyif paylaşımlarına rağmen.
Sitede, beğendiğim paylaşımlardan biri olan
ve de başlığını kullandığım yazıdan bazı paragrafları,
ben de sizlerle paylaşmak istedim…
 

 
İnsanın şair olası geliyor…
 
Atatürk’ün rakıyla tanışması dönemin ünlü yazarı Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya isimli eserinde aşağıdaki şekilde anlatılır:
 
Genç Mustafa Kemal arkadaşları ile, imkan bulduğunda ve ceplerindeki harçlık elverdiğinde, Beyoğlu eğlence yerlerine giderdi. İyi giyinmeyi ve yaşamayı severdi. İstanbul’a gelinceye kadar biradan başka içki kullanmamıştı. Bir gün arkadaşı Ali Fuad’la (Cebesoy) beraber Büyükada’ya gitmişler. Ne lokantada yiyip içecek, ne de otelde geceleyebilecek paraları yok. Ali Fuad bir şişe rakı, bir şişe bira, ekmek ve yemiş almış ve beraber çamlığa yürümüşler. Mustafa Kemal bir şişe birayı bitirince:
“Şimdi ne yapacağım?” demiş.

İlk defa rakıyı o akşam denemiş. Başı bir hoş dönmüş. Güneş batmak üzere; sigara paketinin altına resimler çizmiş, sonra:

“Fuad”, demiş, “Ne iyi içki imiş bu… İnsanın şair de olası geliyor.”
 
Kemal, hayat kuru bir kestanedir…
 
Samet Ağaoğlu’nun “Babamın Arkadaşları” isimli kitabında Atatürk’ün, Selanik’te subayken başından geçen bir olay anlatılır.
 
“İkisinin de parasız oldukları bir gün içkili bir lokantaya gidiyorlar. Yalnız birer rakı ısmarlayabiliyorlar. Meze için paraları yok. Etraftaki masalarda bol bol yeniliyor, içiliyor. Bu sırada içeri bir kuru kestaneci giriyor. Atatürk arkadaşına paran varsa kestane alarak meze yapalım diyor. O ceplerini karıştırıyor, on para buluyor. Aldıkları kestanelerden birisini Atatürk ısırmak istiyor. Fakat kuru meyve o kadar sert ki muvaffak olamıyor ve arkadaşına hayat nedir diye soruyor. Ötekisi yüzünde hazin bir tebessümle, ‘Kemal, hayat şimdi kuru bir kestanedir’ cevabını veriyor.”
 
İzmir’deki kadar güzel batmaz güneş…
 
Dünyanın hiçbir yerinde İzmir’deki kadar güzel batmaz güneş.
Yine öyle bir vakit…
Bitmeyen enerji, kavuniçi bir top olmuş,
trajik bir yangının küllerinden yeniden doğan şehrin ufuk çizgisinde,
körfeze usul usul iniyor.
Rakının dibine vurma saati…
Takvimler, 1923’ü gösteriyor.
Adres, numara 248, Kordon…
Naim Palas… İkinci kat…
Cumbada oturuyor Mustafa Kemal.
Sevmez fazla yemeği. Leblebi var yine önünde…
Garson titriyor. Çünkü çocuk, Rum.
Sesleniyor Gazi, şefkatli bir ses tonuyla:
“Vre Dimitri” diyor, “Gel bakayım.”
Çocuk:
“Buyur Pasam” diyor, ş’ lere dili dönmeyen, kırık dökük Türkçesi’yle.
“Sizin Kosti…” diyor…
İşgal sırasında İzmir’e gelen Yunan kralı Konstantin’i kastederek…
“Sizin Kosti, geldi mi buraya?”
“Geldi Pasam…”
“Oturdu mu bu masaya?”
“Oturdu Pasam.”
“Güneş batarken rakı içti mi?”
“İçmedi Pasam.”
“E o zaman sormadın mı çocuk, ne halt etmeye almış İzmir’i?”


Ata sözü üzerine söz söylemek haddi aşar…
Sağlık, huzur, lezzet, keyif diliyorum.
 
Görseller:
  1. Türk Aşçı Haberleri
  2. Haber Ekspress

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.apelasyon.com sorumlu tutulamaz.