Tarımsal Kooperatiflerin Gelişimi - 10

Yazar: Tahsin Ayhan
 
Yazı dizimize başlayalı neredeyse 1 yıl oldu. Bu süre zarfında ülkemizde tarımsal kooperatif yapılanmalarının gelişimi önünde engel olarak gördüğümüz bir takım sorunları ve çözüm önerilerimizi naçizane paylaştık. Başlangıcında ve yeri geldiğinde tekrar tekrar hatırlattığımız bir husus vardı ki o da bu sorunların birbirinden ayrı düşünülemeyeceği ve olası çözüm hamlelerinin mutlaka bu perspektifle değerlendirilmesi gerekliliğiydi. Bir diğer başlığımız olan “Üst Örgütlenme” konusuna girmeden önce de bu ayrıntıyı tekrar hatırlatmak yerinde olacaktır.

Tarımsal kooperatiflerde üst örgütlenme konusunu işlerken “Yönetim” ve “Denetim” başlıklarıyla tanımladığımız diğer problemli alanlara da özellikle yer vermek durumundayız. Esasen tarımsal amaçlı kooperatiflerde yönetim ve/veya denetim kaynaklı sorunların neden sonuç ve çözüm analizleri üst örgütlenme konusuyla direkt ilişkili olduğundan bu üçünü aynı anda ve harmanlayarak işlemek daha doğru olacaktır.

O zaman başlayalım.

Üst örgütlenme adı üzerinde, kooperatiflerin birim kooperatiflerden başlayarak ulusal birliğe kadar, aşağıdan yukarıya doğru piramit şeklinde dikey olarak örgütlenmesidir.

Bu aynı zamanda genel bir kooperatifçilik ilkesidir. İşbirliğinin ve dayanışmanın hukuksal bir yapıda tabandan tavana inşası da diyebiliriz. 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nda bu piramit, Birim Kooperatifler-Kooperatif Birlikleri-Kooperatif Merkez Birlikleri-Türkiye Milli Kooperatifler Birliği olarak dört kademede tesis edilmiştir. Yeri gelmişken hemen söyleyelim, yeni hazırlanan kooperatifler kanunu ile bu piramitten bir kademenin azaltılması hedeflenmektedir. Taslağı geneli ile görüp değerlendirmeden bu olasılık hakkında yorum yapmak çok da anlamlı olmayacağından şimdilik geçiyorum.
 
Üst örgütlenme konusu evrensel bir kooperatifçilik ilkesi olmasına ve mevzuatımızda hukuksal yapısı da oluşturulmasına rağmen fiili katılımlarda beklenen sonuç bugüne kadar alınamamıştır. Kooperatifler genelinde üst örgüte katılımlar, oran olarak %25'lerde kalmıştır. Sadece tarımsal amaçlı kooperatifler baz alındığında ise oran %60'dır. Bu oranlar esas itibariyle biraz da yanıltıcıdır.

Mevzuat kaynaklı mecburiyetler dolayısıyla üst örgüte katılmak durumunda olan kooperatif yapılanmalarını ve diğer fiili faktörleri ayrı tuttuğumuzda ya da bir başka deyişle evrensel kooperatifçilik ilkelerinden biri olan “gönüllü giriş çıkış” ilkesini ölçü aldığımızda oranların daha da düşebileceği açıktır.

Hemen her yazımızda atıf yaptığımız Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı içeriğinde Üst Örgütlenme konusunda bir başarısızlığın olduğu kabul edilmekle birlikte, bu başarısızlığın temel nedeni;

“Üst örgütlere ortaklığın gönüllülük esasına bağlı olması ve mevcut üst örgütlerin yetersiz mali kaynak ve organizasyon yapısı nedeniyle etkin olamaması ve kendisinden beklenen faydayı sağlayamaması.”
 
olarak ifade edilmektedir. Teşhisi böyle koyarsan tedaviyi nasıl yapacaksın?

Zorunlu bir üst örgütlenme modeline geçilmesini sağlayarak” tabiriyle, raporun ilerleyen sayfalarında tedavinin nasıl olacağının da cevabı verilmiş.

Kamu idaresi “gönüllülük kavramını” üst örgütlenme pratiğinde bir sorun olarak görüyorsa, çok net olarak temel kooperatifçilik algısı ve kabulünde bir çıkmazdayız demektir.

Neden mi, anlatalım.

Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) Kooperatifçiliğin 7 temel ilkesinden ilk sıradaki “gönüllü ve herkese açık üyelik.”

Kooperatifler cinsel, sosyal, ırksal, siyasal ve dinsel ayırımcılık olmaksızın, hizmetlerinden yararlanabilecek ve üyeliğin sorumluluklarını kabule razı olan herkese açık gönüllü kuruluşlardır.

Bu ilkenin tezahürü de gönüllü ve serbest giriş çıkıştır.

Konuyu örneklerle açalım.

Yerleşim yerinizde bir dernek var diyelim. Üye olmak istediniz, dilekçe verdiniz ama reddedildi. Medeni Kanun hükümlerine göre bu mümkün, dernek tüzel kişiliği sizi üye olarak kayıt edip etmemekte serbest. “Ama ben bu derneğin amacını çok benimsedim” diyerek kendinizi zorla üye yaptıramazsınız.

Aynı yerde bir de tarımsal kalkınma kooperatifi olsun. Oraya gidip ortak olmak için başvurduğunuzda (eğer ki ortaklık şartlarına haiz iseniz) sizi reddetme gibi bir keyfiyetleri yok. Yani “yok arkadaş biz aramızda işbirliği yaparak kalkınacağız, sen gelme” diyemezler. Aksi durum üstte yazdığımız temel kooperatifçilik ilkesine aykırı. Özetle ortak olmak isteyen (ortaklık şartlarını taşıdığı müddetçe) serbest olarak girer ve yine serbest olarak çıkar.

Kooperatif ortağına tanınan bu serbest giriş çıkış keyfiyetinin kooperatif tüzel kişiliği için tanınmayacak olması düşünülemez. Keza kooperatif tüzel kişiliği de aynı kooperatif ortağı gibi üst örgütlenme pratiğinde, örneğin kooperatif üst birliğine girişte veya çıkışta serbesttir. Ne girmeye ne de kalmaya zorlanabilir.

Kooperatifçilik evrensel ilkeleri ve uygulamaları bu şekilde iken “zorunlu bir üst örgütlenme modeline” geçilmesi nasıl düşünülür, uygulama nasıl kurgulanır anlamak mümkün değil. Adını “Kooperatifler Kanunu” koyup, içeriğine zorunlu üst örgütlenme ile ilgili bir hüküm koyulmasını gerçekçi bulmuyorum. Yine çatı kanun dışında alternatif yollar aranmak zorunda kalınacaktır.

Konuyu uzattık çünkü teşhiste hata var. Kooperatifçilikte üst örgütlenme sorununu “yasal zorunluluk” ile çözemezsiniz, çözerseniz de bunun adı kooperatifçilik olmaz.
 
Peki üst örgütlenme veya üst örgütlenememe sorunu nasıl aşılacak diye sorarsanız tüm dünyada nasıl çözümlendiyse o şekilde tabii ki.

Tekrar başa dönelim, çözümler en son. Üst örgütlenme neden önemli ve gerekli oradan devam edelim.

Kooperatifçilik hareketini sadece birim kooperatiflerin gelişimi ve başarısı üzerinden yorumlamak yanlış bir yaklaşımdır. Kooperatifçilikten beklenen ekonomik ve sosyal faydaların etkili ve sürekli olması, onların ulusal ve uluslararası çapta rekabetçi olabilmeleri. Bu da ancak dikey örgütlenmenin gerçekleşmesiyle mümkündür.

Eğer bir tarımsal kooperatif iseniz ve amacınız ortaklarınıza ekonomik ve sosyal faydadan ibaretse basiretli bir yönetim ve eşgüdümlü çalışmayla hedefinize ulaşabilirsiniz. Teoride basit gibi görünse de uygulamada bu o kadar da kolay değildir. Öncelikle basiretli yönetimden kast ettiğimiz nedir onu açalım. Tabi ki öncelik dürüstlük, bu gerek şart. Fakat yetmiyor, finansman, muhasebe, üretim, pazarlama gibi işletmecilik konularında da az çok bilgi ve beceri sahibi olunması gerekiyor ki ekonomik olarak hedeflere ulaşılabilsin. Birim kooperatif yapısında yönetime seçilenler ise zamanlarının ancak belli bir kısmını kooperatif işlerine ayırabilen amatör ruhlu insanlar. Herhangi bir eğitim, sertifika, uzmanlık aranmıyor zaten aransa da o ölçekte bulunması pek mümkün değil. Eşgüdümlü çalışma ise kooperatiflerde ortaklık kültürünün bir gereği. “Ben değil biz” olgusunun yerleşmesi ve pratiğe uyarlanması. Son yıllardaki popüler tabiriyle sosyal sermaye. Güven, işbirliği ve dayanışma gibi değerler bütününün tesisi. Birlikte iş yapabilmenin olmazsa olmazları bu sayılanlar. Gelin görün ki ülkemizde insanların birbirlerine karşı olan güveni çok düşük oranlarda. Norveç’te %65, Kanada’da %52 iken Türkiye’de insanlara güvenirim diyenlerin oranı sadece %6.

Neden derseniz, sadece kooperatif cenahında değil tüm hayatımızda yıllardır şahit olduğumuz yolsuzluk, hırsızlık ve adalete olan güvenin zedelenmesi ilk akla gelenler. Bunun sonucunda ister istemez sosyal sermaye de çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. İnsanlar arasındaki güven duygusunun kısa vadede tesisi mümkün olamayacağına göre etkin ve işlevsel bir Denetim mekanizmasının varlığı daha da çok önem kazanıyor. Burada idarenin yaptığı dış denetim değil, seçimle işbaşına gelerek kooperatif resmi organı olarak görev yapan, idari ve mali gidişatı kontrol ve raporlamadan sorumlu Yönetimden bağımsız iç Denetim organı tabi ki konumuz.
 
Yönetim, denetim ve sosyal sermaye.

Tarımsal Amaçlı Birim Kooperatifler'in başarısı için oturması gereken sacayakları bunlar. Bu arada başarıdan kast ettiğimiz de bölgesel ya da ulusal ölçekte faaliyetler değil, sadece kooperatifin varlığına devam edebilmesi olduğunu belirtmekte fayda var. Kağıt üzerinde kurulu gözüken 14 bin civarı tarımsal amaçlı kooperatifin kaçının gerçek anlamda faaliyette olduğuna baktığımızda sadece “devam edebilmek” bile tarımsal kooperatifler açısından bir başarı kriteri olmaktadır.

Sacayaklarını, üst örgütlenme ile ilişkileri temelinde ayrıntılarıyla açarak incelemeye devam edeceğiz.
 
Görseller:
  1. Ekonomist
  2. Arşiv

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.apelasyon.com sorumlu tutulamaz.