Doğa İntikam Almaz

Yazar: Oğuzhan Mecit Uslu
 
Nedir bu insanın hep var olma sevdası? Değil dünyanın, evrenin tek hâkiminin kendisi olduğunu sanma hali…. Sınırsız egosuyla tüm mahlûkata hükümranlık kurma çabası.. Bütün bunlar en basit haliyle hayatta kalma dürtüsüyle anlatılamaz. İşte bunlar; şu evren üzerinde sadece insana atfedilen kibir, ego, bencillik, hırs, vb .gibi özelliklerin sonucu.
 
Şimdi tam da şu an, dünyanın geldiği nokta:

Virüsler, savaşlar, açlık, göç, yok olan doğal kaynaklar, soyu tükenen canlılar... Neredeyse dünya üzerinde olumsuz olan her şeyin sorumlusu insan. Bu durumun her birimiz farkındayız. Sorumlunun kendimiz olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. ve bugün salgın günlerinde her şey daha aşikâr.
 
Doğa intikam alıyor diyoruz. Yaptıklarımızın cezasını çekiyoruz diyoruz. Ama doğa intikam almaz, doğa varlığını sürdürmeye devam eder sadece. İnsanlığı ilgilendiren her şeyden bağımsız yaşamına devam eder. Şu yaşadığımız zor günler insanlık için puslu, gri, ürkütücü zamanlar. İnsanlar korkuyor. Bu kâh ölüm korkusu, kâh geleceğin belirsizliği. "Ölmez sağ kalırsam nasıl bir dünyada yaşayacağım" muamması.

İnsan hariç, doğada yaşayan tüm canlılarda ise bir bayram havası. İnsanların evlere hapsolduğu, vahşi tüketimlerini azalttığı, fabrikaların yavaşladığı, otomobillerin yollardan çekildiği, uçakların uçmaz olduğu bir dönemde kısa süre içinde doğanın hızla kendine geldiğini, nefes almaya başladığını gördük hep beraber. Venedikte sular berraklaştı, İstanbul Boğazı yunuslara kaldı, insanların çekildiği sokaklara indi vahşi hayat, hava hissedilir derecede temizlendi, ozon tabakasındaki delik kapanmaya başladı. Doğayı kendi halinde bıraktığımız birkaç hafta içinde oldu bütün bunlar. Doğa, insanlığın kendine yaptığı saldırıları, zorbalıkları, ihanetleri bir iki hafta içinde unuttu sanki. Kendisiyle barışık bir halde yaşamaya devam edersek cennet gibi bir dünya sözü verdi bize aslında. İnsanın ‘o bizden intikam alıyor’ ruh hali ona atfedilen özelliklerden kaynaklı. Doğa intikam almaz, o varlığını sürdürmeye devam eder, ne olursa olsun.
 
Şu geldiğimiz noktanın, insanların yanlışları tekrarlamaktan vazgeçmeme huyundan kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Bugün koronavirüs, dün sars, mers, İspanyol gribi.... Her biri hayvan kaynaklı olduğu düşünülen virüsler. Koronavirüs; yarasa, bir tür karınca yiyen... Sars; yarasa, misk kedisi... Mers; deve.... Domuz gribi, İspanyol gribi; domuz... Kuş gribi; kümes hayvanları... İnsanın vahşi doğaya müdahale etmesi sonucu oluşan virüsler bunlar. Sonucu enfeksiyon hastalıkları, ölüm. Günümüzde insanlık bazı alışkanlıklarını terk etmek zorunda. Ölü bedenlerini yemek için korkunç koşullarda yetiştirilen hayvancılığa son vermek gerek. Hayvanları köleleştirmekten ve hapsetmekten vazgeçmemiz gerek. Beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek tarım yapmaya yönelmemiz gerek. Yeni bir dünya olacaksa mihenk taşının tarım olması gerek. Aksi hareket etmeye devam edersek, yeni virüslere ve salgınlara hazırlıklı olmamız gerek. 
 
Aslında her şeyin farkındayız. Dört duvar arasına hapsolduğumuz şu günlerde; olup bitmiş ya da olacak olan her durumu sorguluyoruz. Salgın günleri bittiğinde dünyanın aynı kalmaması gerektiğini düşünüyoruz. Adaletli bir yaşamın ne kadar önemli olduğunu, aslında aynı gemide olmadığımızı, kimimiz korunaklı evlerimizde virüsten korunup sıkılırken; kimilerimizin hayatlarını, hayatta kalabilmek için ve bizler için nasıl tehlikeye attığını görüyoruz. Sistemin onları nasıl kullandığını geminin kürekçileri olarak nasıl da kırbaçladığını görüyoruz. Yarın uyanacağımız yeni dünyanın eskisi gibi olmamasını istiyoruz. İstiyoruz da bu değişimi asla istemeyecek olan yöneticileri, siyasileri, patronları onların istediği değil, kendi istediğimiz adaletli ve doğaya saygılı yeni bir dünyaya ikna edebilecek miyiz? İkna edebilmek için mücadele edebilecek miyiz?
 
Görseller:
Yazara aittir, izinsiz kullanılamaz.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.apelasyon.com sorumlu tutulamaz.