Avrupa'da Yeni Bir Bağcılık

Çeviren: Simin Ulaş
 
Orjinal makale:
 
Grossi, D.,  2015. Eco-Physiological Characterization of New Grapevine Rootstocks under Drought Stress, Ph.D. Thesis  Università Degli Studi Di Milano Graduate School In Molecular Sciences And Plant, Food And Environmental Biotechnology Disaa- Department Of Agricultural And Environmental Sciences, Production, Landscape, Agroenergy Of The University Of Milan.
 
19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa bağcılığı, yeni asma hastalıkları ve böcek istilaları ile harap olmuştu. 1845’de İngiltere’nin güney-batısındaki küçük bir kasaba olan Margate’de bir bahçıvan, Edward Tucker, serada bulunan asmaların yaprakları üzerinde acayip bir toz keşfetti (Ainsworth, 1976). Tanımlama için, din adamı-fitopatolog Miles John Berkeley’e örnek gönderdi. Berkeley bunu yeni bir tür mantar olarak düşündü ve bahçıvana ithafen, Oidium tuckerii olarak adlandırdı. 1846’da aynı toz, Versailles Sarayı’nın asmaları üzerinde de görüldü (Unwin, 1991). Avrupa’da hastalığın yayılımı oldukça çabuk oldu: 1851’de Güney Fransa, Cezayir, Macaristan, Yunanistan, İspanya, İtalya ve İsviçre’de bazı bulaşmalara rastlandı ve külleme [Uncinula necator (Schwein) Burrill]’nin etkileri verimi dibe indirdi. Oidium (külleme) 1846’da ortaya çıkıp, birkaç yıl sinsice yayıldıktan sonra, 1854’de genel felaket olarak zafer kazandı (Harry, 1996). Fransa’nın üretimi, 1840’larda 45 milyon hl (hektolitre) iken, 1852’de 29 milyon hl’ye ve 1854’de 11 milyon hl’ye düştü (Lachiver, 1988). Mildiyö (1878) ve antraknoz (1885) istilası, filoksera (1864) bulaşmalarına destek oldu. Ancak, yüzyılın ortalarında oidium istilasından daha yıkıcı bir hastalık görülmemişti (Harry, 1996). Verimdeki bu muazzam düşüş, tedavi bulunması amacıyla yoğun çalışmalara yol açtı.  1852’de,  Versailles Sarayı’nda bir bahçıvan olan Grison, daha sonraları Eau Grison olarak adlandırılan ve yayılımı kontrol etmede bazı başarılar elde edilen, kükürt ve kireç karışımından meydana gelen bir uygulama önerdi (Unwin, 1991). Aynı karışım küllemeyi ilk kez keşfeden Edward Tucker tarafından başarılı bir şekilde kullanıldı (Ainsworth,1976). Bununla birlikte 1860’ların başında başka bir çözüm, asmalara toz kükürt uygulaması, Henry Mares tarafından bulundu ve bu tüm Avrupa’da standart bir uygulama halini aldı (Unwin, 1991). Ancak bu tür çok özel uygulamaların büyük bağ alanlarında duplikasyonu söz konusu değildi. Böylelikle, bazı Amerikan asmalarının küllemeye dayanıklı olduğu fark edildi ve birçok üretici Amerikan asmalarını ithal edip, üretmeye başladı (Unwin, 1991). Aslında 1850’lerde Fransa’da mildiyönün görülmesiyle birlikte, pek çok bölgede bulunan Amerikan asmalarının dayanıklılığı anlaşılmıştı. Hastalıktan ciddi bir biçimde etkilenen Fransız üzüm çeşitleri ile yan yana dikilen asmalarda hiç belirti görülmemişti (Pouget, 1990). Amerikan asmalarının mildiyöye olan bu yüksek dayanımı bazı amatörlerde yeni bir ilgi uyandırdı: 1858-1862 yılları arasında Birleşik Devletlerden tohum, çelik ve köklü asma ithalatı Fransa (Bordeaux, Gard, Alsace) ve Avrupa (İngiltere, İtalya, Almanya, İsviçre, Portekiz vb.)’da birden arttı. 1863’de Bordeaux Botanik Bahçesi Müdürü Durieu de Maisonneuve, Amerika’dan köklü asmalar aldı ve bir kısmını Dijon Botanik Bahçesi’ne gönderdi. Bordeaux’da, bağcı ve araştırmacı Leo Laliman, 1840’dan beri Amerikan çeşitlerini yetiştirmekteydi. Bu materyalleri Augusta Georgia’dan Mr. Berchmans ve Philadelphia’dan Mr. Durand’dan almış ve Bordeaux bağlarında (Medoc, Graves, Saint Emilion vb.) ve diğer Fransız bağlarında önemli koleksiyonlar oluşturan amatörlere dağıtarak önemli işler başarmıştı (Pouget, 1990). Amerikan asmalarının Avrupa’ya yoğun girişi, küllemeyi kontrol etmek üzere gösterilen yoğun istek sonucu başladı ve bu kasıtsız yapılan girişim, Avrupa şarap üreticileri için çok ciddi ekonomik ve sosyal yansımaları olan daha büyük bir krize yol açtı. 1863’de Batı Londra’da Hammersmith’de seradaki asma yaprağı üzerinde görülen bir böcek örneği Oxford Üniversitesi’ne gönderildi. Burada, daha sonra J.O.Westwood (1869) tarafından afid filoksera olarak tanımlandı (Unwin, 1991). İthal çeşitler genellikle tepkilerinin izlenmesi ve karşılaştırmanın kolay yapılabilmesi için yerel çeşitlerle yan yana dikilmekteydi. Tabi ki hiç kimsenin aklına yeni gelen materyali izole ederek, böceğin yayılımını engellemek gelmemişti. Zira filoksera (Daktulosphaira vitifoliae Fitch) Fransa’da bilinmiyordu, hatta endemik tür olduğu Amerika’da bile. Bu nedenle kültür asması V. vinifera için olası tehlikesi öngörülemedi (Pouget, 1990). Bağların filoksera böceği tarafından istilasının, kırsal sosyal yapı, geleneksel politik düzenlemeler ve kentsel içme alışkanlıkları üzerine büyük etkileri oldu. Harry’nin (1996) ifade ettiği gibi, şarap ve buğday, kırsal düşüncenin iki temel öğesi, politikada oldukça büyük önem taşımaktaydı. 1850’lerin ve 1860’ların sonunda, filokseranın ne zaman Avrupa’ya geldiği ile ilgili birden fazla görüş vardı (Unwin, 1991). Güney Fransa’da filokserayı ilk kez tanımlayan Jules-Emiles Planchon (Montpellier Üniversitesi Profesörü, 1823-1888), 1858-1862 yılları arasında yüklüce bir miktar köklü Amerikan asmasının ithal edilerek bölgeye dikildiğini ve bunun sonucunda Avrupa bağlarında bulaşmaların başladığını düşünüyordu (Unwin, 1991).

Bu durum;

1871’de Portekiz ve Türkiye
1872’de Avusturya-Macaristan
1873-1874’de İsviçre
1875’de İspanya
1879’da İtalya
1881’de Almanya tarafından da doğrulandı.

Filokseranın yol açtığı zararı düzeltmek için yapılan araştırmalar yavaş ilerliyordu. 1870’de Fransa-Prusya savaşı patlak verdi ve aynı yıl Eylül ayında Fransız Üçüncü Cumhuriyeti’nin kurulması, dikkatleri Fransa’nın başkente şarap sağlayan sınırlı birkaç bölgesinin ötesine ve oldukça uzak bir noktaya çekti (Unwin, 1991). Filoksera Fransa’yı vurduktan kısa bir süre sonra, Akdeniz kıyılarındaki kumlu toprakların böceğe yenik düşmediği fark edildi. Bilim adamları kumlu topraklarda böceğin asmaya zarar vermemesini, özellikle yükselip alçalan suların yakınlarında, suyun kumdaki hareketiyle larva ve yumurtaları tahrip etmesi şeklinde açıkladılar. Böylelikle üreticiler tüm varlıklarını %3’den az kil ve ideal olarak kalsiyumdan ziyade %60 silika içeren kumlu topraklara yatırdılar (Harry,1990). Diğer başarılı bir koruma yöntemi de benzer şekilde bağların su altında bırakılarak böceğin boğulmasını sağlamaktı. Faucon sistemi olarak bilinen bu işlem, Gravison (Bouches-du-Rhone)’da 21 hektar bağ sahibi olan Louis Faucon tarafından adlandırılmıştı. Faucon 1875’de, beş yıllık su altında bırakma ve gübreleme uygulamasından sonra, 2480 hl şarap üretti. Bu,  filokseradan önceki gübreleme yapılmayan yıl 1867’de 925 hl, yayılımın ilk başladığı yıl 1868’de ise 45 hl idi. 20-25 cm yüksekliğinde su altında bırakma süresi, sonbaharda 35-40 gün ve kışın 45-50 gün şeklinde değişiyordu. Faucon suyu, Alp Dağları’ndan gelen kanallardan kullanma izni almıştı. Dört yıllık yoğun gübreleme ve su altında bırakma uygulaması sonucunda, hektardan 100 hl ve üzeri bir verim almayı başardı. Diğer denemeler ise kimyasalların kullanımı üzerine yoğunlaşmıştı. Bulaşık asmaların tedavisinde en etkili kimyasal uygulamanın karbon disülfit (CS2) olduğu kanıtlandı (Şekil 1). Bu çok toksik ve yanıcı kimyasal 1850’ler boyunca diğer zararlıları da yok etmede başarılıydı ve 1860’ların sonundaki başarısız denemelere rağmen, 1870’lerdeki asma kök çevresine enjekte edilerek yapılan uygulamaları kapsayan çalışmalar filoksera afidini yok etmede başarılı oldu (Ordish, 1987). Ancak bu yöntem pahalıydı, şarabın tadı üzerine etkileri konusunda bir hayli şüphe vardı, etkinliği toprak tipine göre değişiklik gösteriyordu ve bir sonraki bulaşmayı engelleyemediğinden sadece geçici bir çözüm sunuyordu.
Şekil 1.  Pacific Rural Press’den 1881 yılına ait karbon disülfit reklamı.
 
1870’de Fransa Tarım Bakanı, çare için 20.000 franklık küçük bir ödül koydu ancak sadece dört yıl sonra Temmuz 1874’de, hükümet, tedaviyi keşfedecek kişi için ödülü 300.000 franka çıkardı. Montpellier’deki Ziraat Okulu, aday tedavilerin değerlendirilmesi amacıyla, Las Sorres olarak bilinen bölgede bulaşık bir bağ tesis etti (1877). Burada, bağ hastalıkları bölümü Ekim 1876’dan önce, 696 tedaviden 317 tanesini test ederek değerlendirmeye sundu. Sadece iki denemede kontrol parsellerine göre belirgin bir üstünlük elde edilmişti. Bunlar; insan idrarına karıştırılmış potasyum sülfit ile ve sülfitin kolza keki içerisinde uygulandığı denemelerdi. Pek çok kimyasal uygulama denendi (Mouillefert, 1876) ancak, çok azı işe yaradı ve 1870’ler boyunca filoksera mücadelesi birbiriyle çatışan iki düşünce akımına bölünmeye başladı. Bir tarafta hala kimyasal kullanılması gerektiğini savunan ‘kükürtçüler (sülfiristler)’, diğer tarafta Laliman (1879, 1889)’ı izleyerek, Amerikan asmalarının kullanılmasını destekleyen ‘amerikancılar’ (Unwin, 1991). Filoksera konusundaki bu anlaşmazlıkların dönüm noktası 1881’de Bordeux’da düzenlenen, Uluslararası Filoksera Kongresi oldu (Fitz-James,1889). Sonunda en iyi çözümün, Fransız asma kalemlerinin Amerikan anaçlarına aşılanması olduğu kabul edildi. Aşılı asmalar daha uzun ve daha gelişkin oluyordu, bu da daha fazla verim demekti. Filoksera salgınından hemen önce, 1863’den 1875’e kadar Fransa’nın 2,2 milyon hektar alandan elde ettiği ortalama şarap üretimi 56,9 milyon hl idi. 1899’dan 1909’a kadar bağların yeniden tesisi döneminde ise alan 1,5 milyon hektara gerilerken yıllık ortalama üretim 55,5 milyon hl oldu. 1922-1931 arasındaki on yıllık süreçte 1,4 milyon hektardan yılık ortalama, 56,6 milyon hl (hektardan 39 hl) üretim sağlandı. Artış sadece aşılama ile olmamıştı. Kültivasyonun da etkisi büyüktü, şurası açık ki asma hastalıkları yetiştiricilik uygulamalarını tamamen değiştirmişti (Harry, 1996). Dahası, Amerikan asmalarının geniş alanlara girişi başka bir fungal paraziti, mildiyöyü, getirdi. Mildiyö, Fransa’da ilk kez 1878’de görüldü ve 1882’de ülkedeki başlıca bağ alanlarının çoğunu etkisi alarak, filokseranın başlattığı verim düşüklüğüne katkıda bulundu (Unwin, 1996). Tedvinin bulunması çok hızlı oldu. Millardet’nin 1883-1884 yıllarında, Gironde’da, bakır sülfat ile yaptığı başarılı denemeler sonrasında, kullandığı ilaç ‘Bordeaux bulamacı’ olarak evrensel hale geldi. Filokseranın dolaylı sonuçları, aşılama uygulamaları ile tanışma oldu bu da, asmanın gücüne vurgu yapılmasına, meyve çürüklüğüne ve virüslere karşı hassasiyete neden oldu. Ek olarak, doğrudan-verimli melezlerle üretim başladı (Calo,1992). Aslında 1887’de, orta ve güneybatı Fransa’daki şiddetli antraknoz istilası sonrasında, üzüm yetiştiricileri Vitis vinifera kalemleriyle aşı yapmak yerine araştırıcıların dayanıklı olarak seçtikleri doğrudan-verimli melezlere döndüler (Harry, 1996). Montpellier Üniversitesi Tarım Okulu’ndaki araştırıcılar, ölü asmaların afide dayanıklı Amerikan anaçları üzerine aşılı Fransız asmalarıyla değiştirilmesini tavsiye ediyordu. Buna karşın güney bölgelerdeki pek çok şarap üreticisi hastalıklara süper dayanımı olduğunu düşündükleri aşısız melezleri kullanmayı seçti. İkinci önemli konu şarap kalitesiydi: melez asmalar hastalıklara dayanıklı olsalar da, vasat şaraplar veriyordu, buna karşın aşılı asmalardan iyi şaraplar elde ediliyordu ancak hastalıklara duyarlıydılar ve sadece 25 yıl ya da daha az yaşıyorlardı (Harry, 1996).
 
Bağcılıkta Anaç Islahının Tarihsel Gelişmi

Bağcılıkta anaç kullanımının temel nedeni, filoksera ve nematodlar gibi biyotik problemlerdi (Sanjun 2005). Bilim adamları filokseranın Kuzey Amerika’dan geldiğini fark ettikten sonra, Kuzey Amerika’da yetişen yabani asmaların filoksera ile bulaşık alanlarda zarar görmeden büyüyebildiklerini ve bunların köklerinin bir şekilde filokseraya dayanıklı olabileceğini düşündüler. Böylelikle, Avrupa bağları için hangi Kuzey Amerikan asma seleksiyonlarının uygun anaç olacağını tanımlamaya yönelik yaygın bir deneme süreci başladı (Cousin, 2005). (Şekil 2).
Şekil 2. Vitis cinsinin sınıflandırılması ve orjinleri Unwin’den).

Planchon 1873’de ABD gezisinden dönüşte, doğrudan üretimde, anaç olarak ya da her iki şekilde de kullanılabilecek bir dizi asma çeşidi önerdi. Ancak, ne yazık ki bu önerileri arasında ‘Concord’ ve ‘Clinton’ gibi bazı çeşitler serin kuzey-doğu iklimine adapte olmuş V.labrusca türüne ait ebeveynlere sahipti. Bu asmalar hemen üç önemli eksiklik gösterdiler: İlki; ‘zeytin bölgesi’ olarak bilinen Güney Fransa’nın sıcağını tolere edemediler, ikincisi; Fransa şartlarında yeterli filoksara dayanımını sağlayamadılar ve son olarak da; şarapları içilebilir değildi (Gale, 2003). 1872 ve 1873 kışlarında St. Louis (Missouri)’den, V.labrusca kökenli 700.000 asma çeliği ithal edildi. V. labruska kökenli çeşitlerin yetersiz dayanıklılığı ve V. aestivales kökenli çeşitlerin kabul edilemez aşı tutum oranları nedeniyle ilk girişimler başarısız oldu. 1888’de Sahut, üzüm üreticilerinin bir kez filoksera tarafından ve ikinci kez de ‘Concord’ hastalığı tarafından hezimete uğradığını bildirdi (Gale 2003).Yeni saf Amerikan yabani çeşitleri keşfedildi. Özellikle, V.riparia ve daha sonra V. rupestris gündeme geldi.  İlk olarak, bu çeşitlere ait çelik siparişleri Missouri ve diğer bazı eyaletlere gönderildi. Fransa ‘da bu çelikler köklendirildi ve ikinci sezonda aşılandılar. Ancak, hem dayanıklılık hem de aşı tutumu fazlasıyla varyasyon göstermekteydi. Ne yabani V. riparia, ne de V.rupestris asmaları birbirinin aynı değildi (Gale 2003). İkinci bir popüler akım Millardet’nin saf Amerikan türlerine ait tohumların doğadan toplanarak anaç yetiştirme düşüncesi etrafında toplandı (Gale 2003). Bu düşünce sonradan fidanlar arsında dayanıklılık açısından çok fazla varyasyon bulunması nedeniyle eleştiriye uğradı. Sonunda Montpellier bu sorunu, devasa saf Amerikan tür koleksiyonu içerisinden sadece kolay aşılanan, pek çok Fransız çeşidiyle rekabet edebilen ve filokseraya yüksek dayanım gösteren bireyleri seçerek çözdü. Düzinelerce bireyin arasından seçilerek çoğaltılan ve yaygınlaştırılan en iyi çeşitler ‘Riparia Gloire de Montpellier’ ve ‘Rupestris du Lot’ oldu ve her ikisi de halen dünya çapında kullanılmaktadır. 1879’da Millardet V. rupestris’in dayanıklılığını keşfetti (Galet, 1988). Ancak başlangıçta Amerikan asmaları aşılama için önerildiğinde, bunların toprak, iklim ve bitki ile olan ilişkilerine çok da önem verilmedi. Kısa süre sonra, Amerikan türlerinin başarısızlığı da filoksera konusu kadar önemli bir hale geldi (Harry, 1996). Yeni aşılı asmaların kirece karşı çok daha az tolerant olduğu ve yüksek kireç içeren topraklarda klorosise yol açtıkları kanıtlandı. Bazı durumlarda bağ alanlarının kireçli yamaç arazilerden daha derin ve daha asidik topraklara taşınmasına neden oldu (Unwin, 1991). Gustave Foex, kireçli topraklarda tesis edilen bağlarda görülen klorosis üzerine çalışmalar yaptı (Harry, 1996) ve Pierre Viala, 1887’de Cognac ve Champagne yörelerinin öldürücü topraklarına benzer topraklarda bulunan asmaları aradığı Birleşik Devletler ziyareti sonrasında soruna çözüm aradı (Viala, 1889). Viala, 5 Haziran – 8 Aralık arasında Amerika’da kaldı. İlk ziyaretinde New Jersey, Maryland, Virginia, North Carolina, New York ve Ohio eyaletlerini sonrakinde ise, Tennessee, Missouri, Yerli Bölgesi, California ve Texas’ta bulundu. Texas, Missouri ve Tennessee’de önemli bulgulara ulaştı (Gale, 2011). Bu eyaletlerde özellikle, Denison Texas’ta  M.T.V. Munson tarafından kurulmuş başarılı bir fidanlıkta dahil bazı fidanlıkları ziyaret etti. Burada Munson’un yardımıyla kuzeyde Pecos Nehri ve New Mexico sınırından başlayıp batıda, Dallas ve Austin ‘i kuzeyden güneye ve doğuda St. Antonio’yu bağlayan, Charente Bölgesi (Cognac yöresi)’ne benzer çok geniş bir kireçli alan keşfetti (Gale, 2011). Şans eseri burada, , V. cordifolia, V. cinerea, V. candicans, V. monticola ve bu türlerin arasındaki melezlemeler sonucu ortaya çıkmış pek çok melez bulunuyordu (Gale, 2011). V. berlandieri, V. cordifolia, V. cinerea onun keşifleridir. Viala, V. berlandieri’yi Belton Texas’ta diğer asmaların klorosis nedeniyle çöktüğü bir toprakta serpilerek büyür bir halde buldu (Harry, 1996). V. berlandieri (aynı zamanda V. aestivalis ve V. monticola Buckley olarak ta bilinir) bilim dünyasına ilk kez 1834 yılında onu Texas’ta bulan, Belçikalı-İsviçreli botanikçi J.-L. Berlandieri tarafından tanıştırılmıştı. 1880’de bu asmanın yeni çeşit statüsüne yükselmesiyle, Planchon onu Mr. Berlandieri’ye ithaf etti (Harry, 1996). Viala bir sonraki yıl Fransa’ya geri döndü ve onunla birlikte tüm Fransız şarap endüstrisi, lezzetli Fransız Vinifera kalemlerinin, dayanıklı Amerikan Vitis labrusca anaçlarına, esasen Orta Texas’tan gelen mustang asmalarına aşılandığı yeni bir döneme girdi. Ocak 1889’da Thomas Volney Munson, Fransa’nın bağlarını ve şarapçılığını korumadaki önemli katkılarından ötürü Chevalier dv Merite Agricole of the Legion of Honor nişanıyla ödüllendirildi (Woodruff, 1998). Viala 1886’da bağcılık profesörü olduğu Montpellier’e dönüşünde, filoksera üzerine bilimsel bir saldırı başlattı. Planchon, bu hastalığı getiren Amerikan asmalarının aynı zamanda Fransız bağcılığını kurtarabileceğine dikkat çekti. Ancak asmalar, genelde hastalıklıydı ve adapte olmaları zordu. En kötüsü de, verdikleri üzümler ve şaraplar foxy aromasına sahipti. Viala ailesinden kalan iki bağı, Cournonterral ve Laverune, farklı anaçlara aşılı 400 çeşit üzerinde önemli hastalıklara dayanıklılık yönünden bir dizi deneme için kullandı. On yıllık laboratuvar ve arazi çalışmaları kesin sonuçların temelini oluşturdu ve Viala, Fransız bağlarının yeniden tesisi için ilerleme kaydetti (Harry, 1996). ‘Can salı’ olarak düşünülen V.berlandieri, aşırı zor köklenmesi nedeniyle can sıkıcı bir sürpriz yarattı (Gale, 1943). Bu nedenle yeni girişimler, V.berlandieri melezlerinin elde edilmesi üzerinde yoğunlaştı. Üç temel ıslahçı, berlandieri melezlerinin ‘raslantısal’ yaratıcısı oldu: Foex, Couderc ve Millardet. Özellikle Couderc ve Millardet, 1880’lerin başında melezlerin filoksera dayanımlarının nasıl olduğu konusundaki derin ilgileri nedeniyle amaçlı bir biçimde V.berlandieri ve diğer türleri çaprazladılar (Gale, 2011). 1888’de Couderc ve Millardet berlandieri melezlerini test etmeye başladılar (Gale, 2011). 1890’larla birlikte ikinci-generasyon melez anaçlar tipik Fransız toprakları ile daha uyumlu olarak tasarlanmış oldu (Şekil 1). İtalyan otoriteleri bu Fransız melez anaçlarını ithal etmiş olsalar da yöreye özgü farklı araziler nedeniyle başarı tam değildi. İtalyan bağcılar, özellikle Sicilya’dan Federico Poulsen, kendilerine özel anaç çeşitleri geliştirmek zorunda kaldı (Gale, 2003). Filoksera salgını İtalya’ya 1880’lerin başında, Fransa’dan on yıl kadar sonra gelmişti (Nesto ve Di Savino, 2013). Filoksera dayanımının ötesinde Sicilya’nın, kuru, tuzlu ve yüksek kireçli karakteristik topraklarına adapte olabilen anaçlara ihtiyacı vardı. Sicilya, 19. yüzyılın sonlarında ve sonraki yüzyılın başlarında, yoğun çalışmalarla bugün bile yaygın olan yeni anaçların ıslah edildiği, saygın bir laboratuvar haline geldi. 1888’de,  Marsala, Milazzo, Catania, Caltagirone, Noto ve Piazza Armerina’da şubeleri ile birlikte Palermo Kraliyet Amerikan Asma Fidanlığı kuruldu. Federico Poulsen (1861-1943) başına getirildi. 1894-1897 yılları arasında en önemli Sicilyalı anaçlarından birini elde etmeyi başardı (1896): 1103 P (Nesto ve Di Savino, 2013). 1894’de Messina’dan Antonio Ruggeri, Ragusa bölgesinde, Vittoria ve Ragusa araştıma faaliyetlerinde çalıştığı sırada bir dizi melezleme gerçekleştirdi (Nesto ve Di Savino, 2013). Vittoria ‘da en önemli melezlerinden ilkini elde etti: berlandieri x rupestris du lot n.42. 1896’da Tarım Bakanlığı’nın kendisine yöneticiliğini verdiği Milazzo’daki yerel devlet fidanlığına geçti ve 1897’de bir diğer önemli Sicilyalı anaç selekte edildi: 140Ru (Nesto ve Di Savino, 2013). Anaç ıslahı alanında çalışan diğer önemli bilim adamları da birkaç koleksiyon elde ettiler (Teleki Richter Kober seleksiyonları) (Galet, 1988). Islahçılar, V. berlandieri’yi V. rupestris ve V. riparia ile melezlediler ve kireçli topraklara uyumlu aynı zamanda kolay üretilebilen bir seri yeni anaç elde ettiler (Şekil 3). Bu türlerin melezlenmesiyle elde edilen üç gurup anaç, bugün en önemli olanlardır (Cousin, 2005).
Şekil 3: V. berlandieri X V. riparia melezlerine ait nesiller (Guerra ve Meredith, 1995)
 
 
Kaynaklar:
 
  1. Cousin P., 2005. Evolution, Genetics, and Breeding: Viticultural Applications of the Origins of Our Rootstocks - Grapevine Rootstocks: Current Use, Research, and Application Proceedings of the 2005 Rootstock Symposium: 1-7.
  2. Unwin T., 1991. Wine and the Vine. An Historical Geography of Viticulture and the Wine Trade: 249-260.
  3. Galet P., 1988. Cépages et Vignobles de France : Tome 1, Les Vignes américaines
  4. Lachiver M., 1988. Vins, Vignes et Vignerons: Histoire des Vignobles Français, Paris: Fayard.
  5. Pouget R., 1990. Histoire de la lutte contre le phylloxéra de la vigne en France: (1868-1895) Institut National de la Recherche Agronomique: 1-7
  6. Viala P., 1889. Une Mission Viticole en Amèrique
  7. Nesto B., Di Savino F., 2013. The word of Sicilian Wine. University of California Press.
  8. Gale G., 2003. Saving the vine from Phylloxera: a never-ending battle. Wine: A Scientific Exploration. Ed Merton Sander and Roger Pinder: 70-91
  9. Gale G., 2011. Dying on the Vine: How Phylloxera Transformed Wine.
  10. Ainsworth G.C., 1976. Introduction to the history of mycology: 160.
  11. Calò A., 1992. La fillossera attraverso l’Atlantico. L’Enotecnico Novembre 1992: 71-78
  12. Maffi L., 2010. Storia di un territorio rurale. Vige e vini nell’Oltrepò Pavese. Geostoria del Territorio. Franco Angeli s.r.l., Milano, Italy: 102-111.
  13. Sanjun G., 2005. Effect of Rootstocks on Grapevines. Kentucky State University.
  14. Woodruff C.M., R.Rose P. and James W. Sansom, 1998. The hill country appellation. A Geologic Tour of SelectedVineyards and Wineries of CentralTexas: 4.
  15. Guerra B. and Meredith C. P., 1995. Comparison of Vitis Berlandieri x Vitis riparia rootstock cultivars by restriction fragment length polymorphism analysis. Vitis 34, 109-112.
  16. Nesto B., Di Savino F., 2013. The word of Sicilian Wine. University of California Press. 36.
  17. Zavaglia C.G., Pecile M., Gardiman M., Bavaresco L., 2014. Production of propagating material of grapevine rootstock in the EU and Italy. First International Symphosium on Grapevine Roots. Rauscedo Italy 16-17 October 2014.
  18. Ferris H., Zheng L., Walker M. A., 2012 Resistance of Grape Rootstocks to Plant-parasitic Nematodes. Journal of Nematology 44(4):377–386.
Görseller:
Yazara aittir, izinsiz kullanılamaz.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.apelasyon.com sorumlu tutulamaz.